TÜRKİYE son yılların en kurak yazına doğru ilerlerken, eldeki su kaynaklarını da yanlış kullanım ve kirlilik tehdit ediyor. Yaptığı araştırma ile Türkiyenin önündeki kuraklık tehlikesine dikkat çeken TEMA Vakfından şu uyarılar geldi:
Türkiye sulak alanlarını kaybediyor, tarımda vahşi sulama mevcut kaynaklar hızla tüketiyor. Kentlere su sağlayan havzalar, yapılaşma ve kirlilik baskısı altında. Kentlerin kullanımın sunulan suların aşağı yukarı yarısı vatandaşa ulaşıncaya kadar şebeke kaçakları nedeniyle yok oluyor. Türkiyede şebeke kayıplarının yüzde 40-45 arasında olduğu tahmin ediliyor.
Yanlış atık yönetimi de su varlığını tehdit ediyor. Atık suların yüzde 24ü arıtma işlemine tabi tutulmadan, deniz, göl ve akarsulara deşarj ediliyor. Bunun yüzde 48.6lık kısmı ise tatlı su kaynaklarına akıtılıyor. TÜİK 2010 verilerine göre, toplanan belediye atıklarının sadece yüzde 54,4ü düzenli depolama sahalarına, yüzde 43,5i ise çevre ve insan sağlığını tehdit eden çöplüklere dökülüyor, yeraltı su kaynaklarını kirletiyor. Oysa Avrupa Birliği üye ülkelerindeki katı atık bertaraf yöntemlerine bakıldığında İsviçrede katı atıkların yüzde 50ye yakınından enerji, yüzde 20sinden kompost üretiliyor. Yüzde 30u ise geri dönüştürülüyor. Avusturyada katı atıkların yüzde 30undan enerji, yüzde 40ından kompost üretiliyor. Yüzde 30u ise geri dönüştürülüyor.
Türkiye nüfusunun önemli bir kısmının yaşadığı İstanbulda kişi başına düşen yeşil alanın da mevzuatın altında olduğu görülüyor. Türkiyede mevzuat gereği yerleşmelerde kişi başına düşen aktif yeşil alan miktarı 10 m2 olmalıyken, örneğin İstanbulda, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 2010 verilerine göre hesapladığı kişi başına düşen yeşil alan miktarının 6 m2 olduğu görülüyor. Avrupadaki kişi başına düşen yeşil alan miktarı Stockholmde 87.5 m2, Romada 45.3 m2, Londrada 26.9 m², Amsterdamda ise 45.5 m².
TEMA VAKFININ YEREL YÖNETİMLERDEN TALEPLERİ:
Planlama ve proje çalışmalarında yeşil alanların korunması, artırılması, dönüştürülmemesi, plan ve projelerin sosyal boyutu ile birlikte ekolojik boyutunun da göz önünde bulundurulması.
Düzenli depolama tesislerinin kurulması, bertaraf ve dönüşüm sistemlerinin geliştirilmesi, bilinçlendirme çalışmalarının yapılması, atık su şebekelerinin iyileştirilmesi, ileri arıtma sistemlerinin kurulması.
Tesislerin yer seçiminde orman ve mera alanları, tarım arazileri gibi sürdürülebilir yaşamın güvencesi olan alanların korunması.
İklim değişikliği ile mücadele ve iklim değişikliğine uyum sağlanması için sürdürülebilir ulaşım politikalarının benimsenmesi, enerji tasarrufunun ve yenilebilir enerjinin teşvik edilmesi, altyapı sistemlerinin geliştirilmesi, peyzaj düzenlemelerinde yerel türlerin kullanılması.
Toplu ulaşım sistemlerinin geliştirilmesi, farklı ulaşım türlerinin bütünleşik bir şekilde planlanması, bisiklet kullanımının teşvik edilmesi.
Su varlığının korunması, kaçakların engellenmesi için su şebekelerinin iyileştirilmesi, enerji verimliliği ve tasarrufu için elektrik şebekelerinin iyileştirilmesi.
Yağmur suları ile kanalizasyon sularının birbirinden ayrılarak kullanılması.
Doğayla uyumlu kentler için en önemli karar alıcılar olan yerel yönetimlerin ekolojik okuryazar olmaları.
Çevresel katılım ilkesinin benimsenmesi, ekosisteme zarar verebilecek projelerin engellenmesi veya değiştirilmesi yönünde adımlar atılması.
Kent hizmetlerinin ulaştırılacağı bölgelerde -6360 sayılı Kanun gereği mahalle olacak köyler de dahil olmak üzere- üretim ve pazarlama olanaklarının arttırılması. Yerel tohum takas ağları, coğrafi işaretler, markalaşma, kolay ve kısa nakliye sağlayacak yerel pazar sistemlerinin kurularak yerel üreticilerin desteklenmesi ve sosyal olanaklarının arttırılması.
Türkiye sulak alanlarını kaybediyor, tarımda vahşi sulama mevcut kaynaklar hızla tüketiyor. Kentlere su sağlayan havzalar, yapılaşma ve kirlilik baskısı altında. Kentlerin kullanımın sunulan suların aşağı yukarı yarısı vatandaşa ulaşıncaya kadar şebeke kaçakları nedeniyle yok oluyor. Türkiyede şebeke kayıplarının yüzde 40-45 arasında olduğu tahmin ediliyor.
Yanlış atık yönetimi de su varlığını tehdit ediyor. Atık suların yüzde 24ü arıtma işlemine tabi tutulmadan, deniz, göl ve akarsulara deşarj ediliyor. Bunun yüzde 48.6lık kısmı ise tatlı su kaynaklarına akıtılıyor. TÜİK 2010 verilerine göre, toplanan belediye atıklarının sadece yüzde 54,4ü düzenli depolama sahalarına, yüzde 43,5i ise çevre ve insan sağlığını tehdit eden çöplüklere dökülüyor, yeraltı su kaynaklarını kirletiyor. Oysa Avrupa Birliği üye ülkelerindeki katı atık bertaraf yöntemlerine bakıldığında İsviçrede katı atıkların yüzde 50ye yakınından enerji, yüzde 20sinden kompost üretiliyor. Yüzde 30u ise geri dönüştürülüyor. Avusturyada katı atıkların yüzde 30undan enerji, yüzde 40ından kompost üretiliyor. Yüzde 30u ise geri dönüştürülüyor.
Türkiye nüfusunun önemli bir kısmının yaşadığı İstanbulda kişi başına düşen yeşil alanın da mevzuatın altında olduğu görülüyor. Türkiyede mevzuat gereği yerleşmelerde kişi başına düşen aktif yeşil alan miktarı 10 m2 olmalıyken, örneğin İstanbulda, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 2010 verilerine göre hesapladığı kişi başına düşen yeşil alan miktarının 6 m2 olduğu görülüyor. Avrupadaki kişi başına düşen yeşil alan miktarı Stockholmde 87.5 m2, Romada 45.3 m2, Londrada 26.9 m², Amsterdamda ise 45.5 m².
TEMA VAKFININ YEREL YÖNETİMLERDEN TALEPLERİ:
Planlama ve proje çalışmalarında yeşil alanların korunması, artırılması, dönüştürülmemesi, plan ve projelerin sosyal boyutu ile birlikte ekolojik boyutunun da göz önünde bulundurulması.
Düzenli depolama tesislerinin kurulması, bertaraf ve dönüşüm sistemlerinin geliştirilmesi, bilinçlendirme çalışmalarının yapılması, atık su şebekelerinin iyileştirilmesi, ileri arıtma sistemlerinin kurulması.
Tesislerin yer seçiminde orman ve mera alanları, tarım arazileri gibi sürdürülebilir yaşamın güvencesi olan alanların korunması.
İklim değişikliği ile mücadele ve iklim değişikliğine uyum sağlanması için sürdürülebilir ulaşım politikalarının benimsenmesi, enerji tasarrufunun ve yenilebilir enerjinin teşvik edilmesi, altyapı sistemlerinin geliştirilmesi, peyzaj düzenlemelerinde yerel türlerin kullanılması.
Toplu ulaşım sistemlerinin geliştirilmesi, farklı ulaşım türlerinin bütünleşik bir şekilde planlanması, bisiklet kullanımının teşvik edilmesi.
Su varlığının korunması, kaçakların engellenmesi için su şebekelerinin iyileştirilmesi, enerji verimliliği ve tasarrufu için elektrik şebekelerinin iyileştirilmesi.
Yağmur suları ile kanalizasyon sularının birbirinden ayrılarak kullanılması.
Doğayla uyumlu kentler için en önemli karar alıcılar olan yerel yönetimlerin ekolojik okuryazar olmaları.
Çevresel katılım ilkesinin benimsenmesi, ekosisteme zarar verebilecek projelerin engellenmesi veya değiştirilmesi yönünde adımlar atılması.
Kent hizmetlerinin ulaştırılacağı bölgelerde -6360 sayılı Kanun gereği mahalle olacak köyler de dahil olmak üzere- üretim ve pazarlama olanaklarının arttırılması. Yerel tohum takas ağları, coğrafi işaretler, markalaşma, kolay ve kısa nakliye sağlayacak yerel pazar sistemlerinin kurularak yerel üreticilerin desteklenmesi ve sosyal olanaklarının arttırılması.